Herkesin kişiliği, iç dünyası kendisini ilgilendirir.

Ama söz konusu ülkenin en köklü partisine hatta günümüzün birinci, ilk seçimlerde iktidar adayı partisine, yıllarca Başkanlık yapmış birisinin hal ve gidişi olunca, biraz durup düşünmemiz, olanı biteni, geleceğimiz ve de ülkemiz adına sorgulamamız gerekiyor.

Biraz geriye dönüp, hatırlarsak.

Zamanında Ecevit’in partisinden siyasete girmek istemişti ama başaramamıştı. Daha doğru bir deyişle Karaoğlan tarafından pek inandırıcı bulunmamış olmalı ki başvurusu kabul edilmemişti.

Sonrasında Deniz Baykal çağırdı, partiye katıldı. Garip bir şekilde anlaşılmaz bir el tarafından itelendi, kısa zamanda parti içinde yükseltildi.

İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığına aday gösterildi.

Hatırlayanlar çıkacaktır, aday tanıtım toplantısındaki tavrı için bu nasıl bir ruh hali, Büyük Şehir Belediye Başkanlığına aday olan bir kişinin duruşu heyecanı böyle mi olur, sanki zorla aday yapılıyor gibi yorumlar yapılmıştı.

Baykal’ın malum olay nedeniyle başkanlıktan ayrılması sonrasında bu sefer sihirli değnekler işbaşı yaptı.

Bunu hızlıca başkanlık koltuğuna oturttular. Halbuki Başkanlık teklif edildiğinde mırın kırın edip öneriye soğuk bakmıştı, geri çevirmişti. Kısa bir süre sonra karar değiştirdi kurultayda aday oldu.

Seçildi.

Normali az, anormali çok fazla, en yakın kurmaylarına dahi sürpriz diye nitelenecek, şaşkınlık yaratan talimat ve kararlarıyla uzun süre başkanlık yaptı.

Bu süre zarfında dişe dokunur bir başarısı olmadığı gibi, ilaç olsun merhem olsun diyebileceğimiz, bir seçim dahi kazanmayı beceremedi.

İktidarın arayıpta bulamayacağı bir rakipti.

Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir iktidar, rakibi olan ana muhalefet partisinin başındaki liderden bu kadar memnun olmamıştır.

Partiyi ilkelerinden tüzüğünden prensiplerinden uzaklaştırmaktan hiç geri durmadı. Başkanlığı tartışılır hale geldiğinde bile, partinin kaybettiği her seçim sonrasında herkesle kafa buldu, dalgasını geçti ben kazandım dedi.

Sarı öküzü vereli çok olmuştu da genel başkanlıktan uzaklaştırılmasaydı, elde avuçta hangi değer varsa bitirmeye devam edecekti.

Herkes yanlış ben doğruyum demekten bıkmadı alay konusu oldu.

Kasım 2023 de yapılan kongrede parti başkanlığını kaybedince yine şaşırtmadı, yeni yönetime karşı çalışmalar yapmak üzere gitti ofis tuttu. Parti içinde, dışında kulis faaliyetlerini sürdürüp, sözde saflarını diri tutmaya gayret etti.

Yeni yönetim ise bunun yaptıklarına ettiklerine kulaklarını tıkayıp işine baktı.

Çok değil 4 ay sonra ülke genelinde yapılan yerel seçimlerde 70 li yıllardan sonra parti ilk kez birinci parti oldu.

O ise bunu beklemiyordu, belki de istemiyordu. Sus pus oldu. Bir müddet sesi soluğu çıkmadı.

Bu büyük başarı bu kadar kısa zamanda nasıl elde edildi?

Bu sorularının en inandırıcı cevabını partililer verdi.

Prangalarımızdan kurtulduk, özümüze döndük, gerçek seçmenimizle barıştık.

Şaşkınlığını attıktan sonra, bu başarıyı kabul edemeyenlerle birlikte bir şey yapmalı, bir şey yapmalı demeye başladı.

Partinin olağanüstü kurultay kararı almak zorunda kalmasıyla birlikte, yeraltı faaliyetlerini gün yüzüne çıkarttı.

Halbuki parti büyük bir ivme yakalamıştı, ilk genel seçimlerde iktidara çok yakın hale gelmişti.

Birleşme için, bütünleşme için partinin eski saygın Genel Başkanları el ele verip halkın önünde düğmelerin ilikleyerek toplantılara katılırken o uzak duruyor, aralarına girmiyor.

Adeta Başkanı olmadığım partinin başarısından bana ne diyor.

Arada bir yandaş kanallara çıkıyor.

Sözlerinin arasına ben kendiliğimden aday olmam, göreve davet edilirsem de görevden kaçmam, zaten bana bağlı vekiller de var, yenildiğim genel başkanlık seçimindeki kongrede şaibe var mı yok mu ben bilemem gibi tanıyanların şaşırmadığı cevaplara zemin hazırlayıp, meramını ortaya çıkartıyor.

..................................

İnce hesaplarla fırsatını bulduklarında öncesini ve sonrasını da düşünmeden birtakım kişisel planlarla tekere çomak sokmak.

Bu anlayış partinin en tepesinden en aşağılara kadar her kademesinde ortaya çıkabiliyor.

Mesela, son yerel seçimlerde Belediye meclisindeki sayı, ezici bir çoğunlukla yarı yarıya 18/ 10 olmuştu.

Ama ne gam, halkın verdiği emaneti karşı tarafa taşımak için bahane mi yok?

Nuri ÖZTÜRK / Sapanca